Soma’da herkesin kafası karışık, yanı başlarında olmasına rağmen televizyondakilere inanıyorlar, hepsi değil ama bir çoğu öyle.

Soma’ya gelir gelmez, şehir merkezinin girişinde termik santralin karşısında olan Belediye Mezarlığına, cenazelerin gömüldüğü yere. Samanyolu TV bir mezarın başında durmuş insanları etrafına toplamış bir de hoca getirmişler, göstermelik olarak hocaya dua okutuyorlar. Hoca başlıyor, kesiyorlar dur daha yayına girmedik diye, hoca bekliyor yayına girilmesini falan sonra okumaya başlıyor. Biraz arkamızda mezarlardan çok az uzak bir yerde NTV tekerlekli sandalyede oturan biriyle röportaj yapıyor ailesi de vardı yanında, sonra adamı değnekler yardımıyla kaldırtıp yürüttüler sırf görüntü almak için dalga geçer gibi. Kızılay, çok aktif hala herkese su yiyecek vermek için uğraşıyorlardı. Aynı zamanda Beşir Derneği yazan bi stand vardı mezarlıkta. Egemen Bağış’ın önayak olduğu bir dernekmiş sanırım. Madene gidip gidemeyeceğimizi sorduk birkaç kişiye şehir merkezine bile giriş izni yok dediler, sonra yol üzerinde İzmir’den belediye otobüsünü görüp hemen bindik ona, şehir merkezine gidiyormuş şansımıza. Şehir merkezine girer girmez, polisler belirdi mezarlıkta o kadar yoktu. Gerçekten adım başı polis, hemen dikkat çektik tabi sırt çantalarımızla. Sadece izlediler bizi, durdurmadılar. Şehir merkezinde biraz oyalandıktan sonra, facianın olduğu maden ocağına doğru gitmeye başladık, yolda birine sorduk nasıl gidebiliriz diye sonra Cenkyeri köy dolmuşuna bindik, dolmuşta İmbat Maden’de çalışan biri biraz sinirli bi tavırla siz kimsiniz, niye geldiniz gibi sorular sormaya başladı, bizde kendimizi tanıtıp sustuk. Sonra kendisi anlatmaya başladı, herkes geliyor buraya artık rahatsız oluyoruz sürekli aynı sorular, bıktık dediler. Sonra biraz daha açılınca muhabbet dolmuş içinde,  yapılan röportajların yayınlanmadıklarını söylediler. Sonra kamerayı çıkartıcakken, hemen genç bir kadın sok onu görmesinler kavga çıkar burda dedi sessizce. Birgün öncesi bi kameramanı dövmüş şehrin gençleri sebebi çekip çekip yayınlamadıkları için büyük ihtimalle. Neyse sonra izin istedim çekim ve ses kaydı yapmak için kabul etmediler, bende ısrar etmedim. Sonra Cenkyeri Köyü’ne geldik, dolmuşçu abi bize maden ocaklarının yolunu gösterdi, yürüyerek devam ettik biraz traktör kullanan bi abi bizi aldı Memduh Abi, traktörde biraz sohbet ettik ses ve görüntü kaydı aldım. Memduh Abi biraz polislerden, jandarmalardan rahatsız tarlama gidemiyorum, buralar bizim arazimiz bize izin vermiyorlar diyor. 25 yıl boyunca maden de çalışmış hala da çalışıyormuş, taşeron firmada yevmiyeyle. Az ileride bir grup araç durmuş veya jandarmalardan tarafından geri döndürülmüş bekliyordu. Memduh Abi’nin tanıdığı biri de vardı, jandarmalar geçirmiyormuş daha ileriye başka yol var mı diye sordular Memduh Abi’de tarif etti bi deneyin diye başka yol önerdi. Bizi geçireceğini söyledi, daha evvel birkaç kişi daha geçirmiş sıkıntı olmaz dedi, bizi de “siz benim oğlanın arkadaşlarısınız, ben sizi fidan sulamaya götürüyorum sonra da köye oğlanın yanına götürücem” diye tembihledi. Neyse jandarmalar bizi durdurdu, Memduh Abi konuştu, bize nerden geldiniz diye sordu 2-3 defa lafı karıştırdı Memduh Abi o ara, sonra kimliklerimizi aldı falan, oturduk orda Memduh Abi biraz daha dil döktü filan olmadı. Mustafa Komutan’ın yanına geçtik sigara yaktık filan sonra biz söyledik madeni merak ettiğimizi, ne olup bittiğini görmek istediğimizi söyledik. Haliyle o da bırakamayacağını söyledi falan, biraz o da dert yandı bu durumdan. Sonra Ada Madencilik’in Soma tarafına giden servisini durdurdu ekipler bizi de aldı o servis Soma’ya götürmek için. Serviste yanına oturduğum abinin o yüz ifadesini unutmuyorum, hiç konuşamadım kendisiyle. Arkadan birkaç kişiyle konuştuk, facia olduğu gün bile çalıştıklarını söyledi. Sabah 5’ten akşam 7’ye kadar çalıştıklarını hatta bugün erken çıktıklarını söyledi. Sonra Soma’ya vardığımızda yürümeye devam ettik, şehrin çıkışına doğru Soma Madencilik’te çalışan biri bizi aldı, faciadan iki gün evvel dişleri kırılmış çalışırken izinliymiş.
Bizi yolda bırakmayıp araçlarına alan, Oto tamircisi Ayhan Abi’ye, Marangoz Mustafa Abi’ye, Tuncay ve Osman Abi’ye, Hacı Abi’ye, Kuşçu Abi’ye, Denizli’de ki çalışan madenci abiye, bize üzülen teyzeye araçlarına alan abiye çok teşekkür ederiz. Dönüşte Akhisar’dan İzmir’e gidemedik, kimse durmadı. Manisaya kadar yürüdük neredeyse otostop çekerek kimse almayınca geri Akhisar’a dönüp otobüs bekledik, 1 saat kadar şehirmerkezinde bekledikten sonra otobüsle İzmir’e geldik. Akhisar’dan o akşam tek başına İzmir’e gelen araçlara teşekkür etmiyorum.

bugün çok deli, feci acayip derin canım sıkıldı. sinirlendim. bunu 24 yıl sonra torunlarıma filan göstericem (olursa, olmazsa başkalarının torunlarına salça olucam) 17 Mart 2014’te ben sinirlenmiştim, canım sıkıldı diyeceğim. İyi bir ders olacaktır onlar için de bu. Teknoloji o zamana kadar ne olur kim bilir, bunu dedikten sonra vay be filan diyeceklerdir eminim. Çünkü bugüne geri gidip izleyici olacaklar, yani şunu demek istiyorum zamanda yolculuk yapacağız gençlerle. Bir yukarı bir aşağı, dedemin taşağı in aşağı kafası biraz da. Tam anlatamadım bende anlamıyorum şu an itibariyle. Her nedense yazma ihtiyacı hissettim şu dakikalarda, yazının sonuna doğru toparlarım sanırım.

Yazının sonunda toparlarım dedikten sonra YAZININ SONU deyip bitiresim geldi. Çok saçma ama bunu bu şekilde yazarken yazmaya devam edecekmişim gibi hissettim fakat noktayı koyduktan sonra kaçtı, ama önemli birşey oldu. O da; bunu açıklarken yazmaya devam ediyor oluşum bu yazının devamını getireceğe benziyor. Yarım kilo sigara içip, gönül eğlendirmeye çalışıyorum. -Sigara sağlığa zararlı- biliyoruz, eyvallah hatırlattığın için de ayrıca teşekkürlerimi sunarım burdan. Ben beyin okuyucuyum HOCAAAM!! ne düşündüğünü anında bilirim, anlarım. Bizim de kendimize göre şeklimiz vari ayık ol! Tumblr’ın kızı olsa, bana aşık olurdu kesin bu yazdıklarımı görünce, okuyunca değil! Lütfen dikkat!

Son zamanlarda birkaç farklı şey olmakla birlikte, birkaç farklı şey de olmadığı için canım sıkılıyor. Bu farklı şeyler nedir? Bu sorunun cevabını yazıncaya kadar 23.445 satır kod yazarım diyeceğim fakat kod yazmayı da unuttum, unutmamış olsam da o kadar kod yazacak adam değilim, bana ters hocam. Zaten bıraktım artık ben o işleri, yeter! İyi birşey bu tumblr ya, bak ne güzel saçmalıyorum kendi kendime. Torunlarım (veya salça olduklarım) bunları okuyunca oooo çok süpermiş yhaa filan diyeceklerdir kesinlikle. Çünkü onların zamanında bu tip şeyler olmayacak, olamayacak. Gerçi şu an da oluyor değil ama, olsun ben olduruyorum. Başka olduran da vardır mutlak, fekat öldürenler de vardır. Bunu da unutmamak gerek.

Abi ben o kadar götümü yırtıyorum, ama elde yine bişey yok. Canımı sıkan en önemli etkenlerden biri bu! Yaptığımız birşeyin değer görmemesi, başarı sayılmaması dikkate alınmaması kadar kötü birşey yok sanırım. Beklentilerimizi ne kadar düşük tutsakta bir işe yaramıyor, bunu da niye yazdıysam. Neyse devam ediyorum, böldüm ama özür dilerim! Böylesini zor bulursun sen, özür bile diledim sanaldan. Sinir olduğum şey ise yüzyüze odun gibi olup sanaldan aşırı samimi tavırlar içine bürünen insanlarla muhattap oluyor olmamdan kaynaklanıyor olsa gerek. Çok saçma, çok kötü, çok aptalca, çok neyce? böyle en kötü neyse işte ondan ya.

Galiba benden bu kadar!

Bu gecelik tabi, seneye 4 Nisan’da bu yazıya devam edeceğim.

My new sounds:

reşat ekrem koçu’nun müthiş felaket uğraştığı emek harcadığı eserden küçücük bir kısmı. #istanbul

bokvar. (at Kuzguncuk)

envai çeşit (at Mısır Çarşısı)

düşündürücü fotoğraflar çektiğimin farkında olmayanlar like etmesin diyerek fotoğraftan bir anlam çıkarmanıza yardımcı olduğumun farkındayım. (at Balat)

yine 4 yıl önce @edukkan :) aslında göndermiştik müşterilere ama :)))

haha :) 4 yıl geçmiş be. @edukkan